2025 yılı bütçe gelir sonuçları, Türkiye’de vergi sisteminin yıllardır değişmeyen yapısını bir kez daha gözler önüne serdi. Açıklanan verilere göre vergi gelirlerinin toplam bütçe içindeki ağırlığı artarken, yükün büyük ölçüde yine geniş halk kesimlerinin omuzlarında kaldığı görüldü.
VERGİ GELİRLERİ BÜTÇENİN BEL KEMİĞİ OLMAYA DEVAM EDİYOR
2025 yılında genel bütçe gelirleri 12 trilyon 496 milyar TL’ye ulaşırken, bunun 11 trilyon 49 milyar TL’sini vergi gelirleri oluşturdu. Böylece vergi gelirlerinin bütçe içindeki payı yüzde 88,42’ye çıktı. Bu oran, 2024’te yüzde 86,52, 2023’te ise yüzde 88,30 seviyesindeydi. Veriler, bütçenin büyük ölçüde vergilere dayanmaya devam ettiğini ortaya koydu.
YÜK YİNE DOLAYLI VERGİLERDE
Vergi türlerine bakıldığında tablo değişmedi. Gelir ve kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 36,54 olurken, dahilde ve ithalde alınan KDV’nin payı yüzde 29,68, ÖTV’nin payı ise yüzde 18,32 olarak gerçekleşti. Bu üç kalem, toplam vergi gelirlerinin yüzde 84,54’ünü oluşturdu.
Başka bir ifadeyle; gelir, kâr ve sermaye üzerinden alınan doğrudan vergilerin payı yüzde 36,54’te kalırken, işlem ve harcamaya dayalı dolaylı vergilerin oranı yüzde 62,40’a ulaştı. Servet üzerinden alınan vergilerin payı ise yalnızca yüzde 1,06 oldu.
VERGİYİ KİM ÖDÜYOR?
Uzman değerlendirmelerine göre mevcut yapı, vergiyi ağırlıklı olarak tüketim üzerinden ödeyen geniş halk kitleleri ile ücretlerinden kesinti yapılan çalışanların sırtına yüklüyor. KDV ve ÖTV gibi gelir durumuna bakılmaksızın herkesten eşit oranda alınan dolaylı vergiler, ekonomik krizin derinleştiği bir dönemde gelir dağılımını daha da bozuyor.
Gelir vergisinde ise en büyük pay, çalışanların ücretlerinden yapılan stopaj kesintilerinden sağlanıyor. Ticaret erbabı, çiftçiler ve sermaye geliri elde eden kesimlerin daha yüksek oranlarda vergilendirilmesi ise siyasi ve toplumsal tepkiler nedeniyle hayata geçirilemiyor. Buna kayıt dışı ekonominin büyüklüğü de eklenince, gelir vergisi sisteminin sınırlarına dayandığı ifade ediliyor.
KURUMLAR VERGİSİ VE İSTİSNALAR
Kurumsallaşmayı ve yatırımı teşvik etmek amacıyla yıllar içinde getirilen istisna, indirim ve muafiyetler, kurumlar vergisi tahsilatını sınırlı tutuyor. Artık ticari hayatın “normal”i haline gelen bu uygulamalar nedeniyle kurumlar vergisinde de hareket alanının oldukça daraldığı belirtiliyor.
SERVET VERGİSİ YOK DENECEK KADAR AZ
En dikkat çekici başlıklardan biri ise servet üzerinden alınan vergiler oldu. Toplam vergi gelirleri içinde payı yalnızca yüzde 1,06 olan servet vergileri, büyük servet birikimlerine rağmen etkili bir gelir kaynağına dönüşemedi.
2021’de büyük tartışmalarla hayata geçirilen Değerli Konut Vergisi’nden 2025 yılında elde edilen gelir sadece 104 milyon 388 bin TL oldu. Bu tutar, toplam vergi gelirleri içinde “yüz binde bir” seviyesinde kaldı. Böylece servet vergilerinin etkinliği bir kez daha sorgulandı.
VERGİLENDİRMEDE ÇIKMAZ TABLO
Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de vergi sisteminin çok sayıda “dokunulmaz alan” içeren, değiştirilmesi zor bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Kamu finansmanına duyulan ihtiyacın arttığı bir dönemde, servet ve sermaye kazançları yerine yine KDV ve ÖTV gibi tüketim vergilerine yönelinmesi, uzmanlar tarafından “vergilendirme çaresizliği” olarak tanımlanıyor.
Değerlendirmelere göre, mevcut tercihler sürdükçe vergi yükü geniş halk kesimlerinde yoğunlaşmaya devam edecek ve sistemde köklü bir değişiklik yapılması her geçen yıl daha da zorlaşacak.