AK Parti bugün sessiz ama derin bir fay hattı üzerinde ilerliyor. Yıllardır yüksek sesle sorulamayan, hatta düşünülmesi bile tabu olan bir soru artık kulislerde açık açık konuşuluyor: Erdoğan’dan sonra ne olacak? Bu soru sadece bir lider değişimini değil, bir rejimin, bir siyasi aklın ve belki de bir dönemin nasıl devam edeceğini tartışmaya açıyor. Ve bu tartışmanın merkezine her geçen gün daha net biçimde bir isim yerleşiyor: Bilal Erdoğan.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 yılı aşan iktidarı boyunca AK Parti tek merkezli, tek liderli bir yapı olarak var oldu. Bu yapı güç verdi ama aynı zamanda partiyi Erdoğan sonrasına hazırlıksız bıraktı. Bugün gelinen noktada, kimse bunu inkâr edemiyor. Parti içindeki asıl huzursuzluk da tam burada başlıyor. Çünkü mesele sadece “kim genel başkan olacak” sorusu değil; mesele AK Parti’nin bir siyasi hareket olarak mı devam edeceği, yoksa bir “emanet yapısı”na mı dönüşeceği sorusu.
Bilal Erdoğan ismi bu yüzden sıradan bir kulis başlığı değil. Yıllardır vakıflar, eğitim ağları, gençlik yapılanmaları ve kültürel alanlar üzerinden örülen bir etki alanı var. Kameralardan uzak, tartışmalardan bilinçli biçimde kaçınan bir profil çiziliyor. Ancak tam da bu suskunluk, Ankara’da “hazırlık” olarak okunuyor. Çünkü Türk siyasetinde net reddiyeler kadar, yapılmayan reddiyeler de anlam taşır.
AK Parti içinde iki ana damar giderek sertleşiyor. Bir tarafta “seçilebilirlik” diyenler var; toplumsal karşılığı olan, sandığı kazanabilecek bir ismin zorunluluğunu savunanlar. Diğer tarafta ise “sadakat” diyenler duruyor; liderin mirasını, çizgisini ve iradesini tartışmasız şekilde sürdürecek bir figürü önceleyenler. Bilal Erdoğan tam da bu ikinci damarın sembolü olarak görülüyor. Bu durum parti tabanında ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Çünkü AK Parti seçmeni ilk kez “bu kadar da olmaz” noktasına yaklaşıyor.
Bu tartışma sadece AK Parti ile sınırlı da değil. Cumhur İttifakı cephesinde, özellikle MHP kanadında, Bilal Erdoğan ihtimali açık bir huzursuzluk kaynağı. Devlet geleneğine ve milliyetçi reflekslere yaslanan bir siyasi çizginin, aile üzerinden şekillenen bir liderlik senaryosuna ne kadar razı olacağı ciddi bir soru işareti. Bu nedenle Bilal Erdoğan senaryosu, ittifakın geleceğini de doğrudan etkileyebilecek bir potansiyel taşıyor.
Tüm bu tablo içinde dikkat çeken bir başka nokta da şu: Bilal Erdoğan’ın adı her konuşulduğunda, parti içindeki bazı ağır isimlerin bilinçli şekilde geri çekilmesi. Devlet bürokrasisinden gelen, uluslararası alanda tanınan, kriz yönetme kapasitesi olan isimlerin varlığına rağmen, tartışmanın giderek “aile devamlılığı” eksenine kayması, AK Parti’deki asıl çatlağın nerede olduğunu gösteriyor.
Bugün yaşanan şey basit bir liderlik yarışı değil. Bu, AK Parti’nin kuruluş iddialarıyla, geldiği nokta arasındaki büyük çelişmenin görünür hale gelmesidir. Sandıkla gelen bir hareketin, sandık dışında belirlenen bir devam senaryosuyla karşı karşıya kalmasıdır. Bilal Erdoğan ismi bu yüzden bir kişiden çok daha fazlasını temsil ediyor; bir yönelimi, bir tercihi ve belki de bir kırılmayı.
Türkiye siyasetinde taht hiçbir zaman boş kalmaz. Ama her oturan da o tahtta kalamaz. AK Parti’nin önündeki asıl sınav, bir ismi vitrine çıkarıp çıkarmamak değil; seçmeniyle bağını koparıp koparmayacağıdır. Bilal Erdoğan tartışması, bu bağın ne kadar gerildiğini gösteren en net işarettir. Ve bu tartışma bastırılsa bile ortadan kalkmayacak; ya sandıkta, ya ittifakta, ya da çok daha sert bir siyasi kırılma anında yeniden ortaya çıkacaktır.
