Bugünkü yazıma geçtiğimiz hafta sonu TEMPO TV’de canlı olarak yayınladığımız ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programıma sık sık katılan Seyfettin Aydın’ın anlatımı ve iddiası ile Altın’ın ve akaryakıt fiyatlarının neden yükseldiğini anlatmak için başına geçtiğim bilgisayarımı açar açmaz whatsapp mesajıma düşen bir mesaj bir anda beni alıp, sınır ötesine bir kez daha Suriye’ye götürüyordu.
Gelen mesajda, ‘Zulüm var abim yaaaa orda.. Bugünkü yazımın başlığını, dünkü, ‘Penguen olup, yazılarımı alıp, önce Gazze’ye sonra Kobani’ye mi gitsem?!..’ başlıklı yazımı telefon durumumda görüp, okuyan ve ‘Zulüm var abim yaaaa orda..’ orada satıları ile bana telefonumun whatsappında yazan İzmir’de kısa süreliğine sohbet ettiği Ağrılı iş insanlarından biri olan Lütfü abi idi.
Evet, Lütfü abinin de bir Aşiret Deneğinin, SİPKİ-DER kanaat önderi ve İzmir temsilcisi olduğu ve Aşiretlerin bile dernekleştiği, hatta partileşmeye doğru gittiği ve daha dün adından bahsedildiğinde faşist kafalıların gözlerinin fal taşı gibi açılıp, kuduz kötekler gibi köpükleşen federasyonların ardık konfederasyon çatıları altında bir araya gelip, başta tanıtım günleri olmak üzere binlerin milyonları katıldığı, siyasilerin sahnelerinde cirit attığı bir ülkeden kalkıp sınır ötesine geçmeden önnce bir konudan da bir soru sorup, geçeyim..
Eyalet sistemi, bölgesel yönetim, merkezi yönetimi, bayrağı dışlamadan kendi yağıyla kavrulma istemlerine neden bu kadar tepki olduğunu anlayamasakta, anladığımız tek şey bu ülkede olduğu gibi Trump’un göz koyduğu Groland’da da böyle bir istem olması halinde aynı zihniyetin paralı askerileri aracığıyla oralarda da vatan-millet-sakarya deyip, padişahlar döneminde ki örtülü ödeneklerde akçelere bağlanan çerihleri ile ‘istemezuk’ diyeceklerini niye biliriz?
Yukarıda ki sorunun cevabını bilsekte asıl bildiğimiz başka bir şey ise en acı verici olan diğer bir gerçektir… O acı verende başta Aşiretler denenler olmak üzere benim falan veya filan olduğunu bile diyemeyen ve yüzlerine taktıkları sahtekar maskesi ile saklayıp, aslında asıl sahtekarlar olduğunu ve ilk okuldan bu yana andını içtiklerini göstermek için kendi kendilerini saklayanlardır..
Ve bunların en açık örneği memleketim Ardahan’a gelmek isteyen, gelip, ev arsa alan koyun yetiştiricilerini bile isteyemeyenlere yaranma hesapları yaparken, başka birinin gelip, kentin takımına sahip çıkmasına neden tepki koymadıklarını da anlamayan saflardır..
Çünkü, bugün çıkarları için onları, olanları kullandıklarını göremedikleri gibi bana dönüp, ‘Beni yazarken niye ele iş insanı diye yazmışsın?’ deyip, aslında gerçek yüzlerini sakladıkları yani başka iken ata, dede ve sülalesini hatta aşiretlerini saklayıp, sanki başkalarıymış gibi kesilip, kendisini saklayanların aslında çıkar ve günü birlik olarak kabul gördüklerini ve yarın yaşanacak olan küçük bir tartışma ile dışlanacaklarını anlamazlar..
Evet, kardaşız deyip, kardaşın diline ‘bilinmeyen bir dil’ olarak Suriye ve İran’a yaşananlara baktığımızda yaşananlara hiçte yabancı olmayan ve Gazze’den sonra Kobani’yi vicdanlara ‘şimdilik’ bir yana bırakıp, asıl diğer bir konuya, yükselen Altın’a ve ‘ne alaka’ diyeceklerin görmediği Çin’e kadar uzanmak istiyorum.
Gerçi adı ‘fakir’ olan birinin altınlardan ve altınları Konya’ya getirildiği söylenen ‘Venezuela yada Çin’de ne anlar?’ demeden kendisiyle birlikte Gümüşü de parlatan Altın’ın yükselişi ile ilgili nasıl bir görüşte bulunacağımı hemen sorup, kızmayın..
Çünkü bu konuda ben değil, benim sunduğum, ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programıma katılan ekonomist Seyfullah Aydın’ın katıldığı her programın ya başında yada bittiğinde hep, ‘Altın’a dikkat!’ diyen ve bir çok ekonomistten, siyasetçiden daha iyi tahmin ve tahlilleri ile bu yönde bildiklerini bir kez daha ortaya koyan ve şu son günlerde yükselişinin önüne geçilemeyen Altın’ın yükseliş nedeninin, memleketim Ardahan’da da geçtiğini bilmeyen Ardahanlıların KTB tren raylarını kentlerinin sınırı içinde, Çıldır Gölü’nün yanı başında geçtiğini ancak üzerinde bir durak yada Antreponun olmadığını, bu nedenle gelip, geçen trenlerin durmadığını göremeyip, ‘Doğu Expresi Gelsin’ dediği Kars-Tiflis-Bakü Demiryoluna katkı sunan Çin olduğunu belirtiyordu.
Evet, ırak ve Suriye’den sonra İran’ın olduğunu benim ise sıranın İran olmadığını iddia ettiğim bugünlerde bir hayli unutturulan İsrail’in de olduğu sınır ötesi yani Ortadoğu’da yaşananların altını fırlattığını, buna nedenin ise; Amerika’nın dolarlarını toplayan Çin’in tüm dünyada olan Altını elinde bulundurduğu Amerika’nın yeşil dolarlarıyla topladığını ve yani dünyanın her yerinden yaşanan asıl savaşı verenin Amerika, Rusya değil, Çin’in olduğunu ve bu yaparken de bilinen füzelerle değil, Altın’ı toplayıp, yeşil doları bir anda değersizleştirilen Suriye’nin sarı bölgesini andıran Altınla ile hala sokmayı hedefleyen Çin’in olduğunu söylüyordu.
Yani, sessiz, teknolojik, ekonomik olarak her geçen gün güçlenen ve Amerika’nın asıl rakibi olan Çin’in dünyayı dolarları ile yönlendiren rakibi Amerika’yı zayıflatmak için dünyada ki Alınları elinde bulunan Amerika doları ile topladığından dolayı Altın’ın artışa geçtiğini ve yarın değil, pahalı Altın’ı, Altın’ın kendisini göremeyeceklerini ileri sürerken, Altın daha çok patlayacağını ve bunun başta Amerika’nın olmak üzere dünyanın ekonomisini alt üst edip, Gazze’den, Kobani’den daha beter hale sokacağını belirten CAN TEMPO TV programcısı, siyasetçi, ekonomist Seyfullah Aydın’ın, Altın yorumları ve de iddiası böyle idi..
İnanmayanlar Can TEMPO TV’de her pazar canlı olarak yayınlanan, ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programsızın arşivine bakın ve dünden bugüne Aydın’ın katıldığı tüm programları izleyip, ne kadar doğru söylediğini ve asıl savaşın İran ile Kürtleri sattığı öne sürülen Amerika değil, Çin’le, Amerika’nın ekonomik savaşını ve her gün zamlanan akaryakıtın ve ‘Zulüm var abim yaaaa orda..’ diye feryat edilen gündemin, ekonominin nereye varacağını izleyin, görün derim..
